70’lerin Masmavi Çocukluk Günlerinden Biri…

 

Yaz tatilindeki kaygısız çocukların, özgürlüğü doyasıya yaşadığı o günlerden biri… Bir temmuz sabahı radyoda “Bunlar da geçer” çalıyor… Yerinde duramazsın, bir FÜSUN ÖNAL şarkısı çalıyorsa eğer… Ev yapımı reçelin kokusu, mis gibi peynir, tereyağ, demlenmiş çay ve kızarmış ekmek kokuları geliyor mutfaktan. Pırıl pırıl bir yaz güneşi, çoktan evin odalarında dans ediyor… Müzik her şeyde… Duymasını bilen melodi alır, nefes verir… Kahvaltı sofrasında iken radyodan odaya yayılan şarkılarla coşuyorum… Coşa coşa kahvaltı yapmayı deli gibi özlemişim meğer…
Bahçe domatesi ve biberini bilmeyen, hiç yaşamamıştır bence… Tam o sırada radyoda “TATLI TATLI” çalıyor. Var mı krallarda bile böyle keyif? Yok!…
“Nasıl da tatlı tatlı gülerdin hep yüzüme” diye içimden mırıldanırken, güneş, odayı, dans pistine dönüştürüyor ya da hayal gücüm sağ olsun, bana öyle geliyor…
Organik şeyler yemek, meğer ne mutlulukmuş… İnsanın midesinin de bayram etmesi gerekiyor… Eski kahvaltı sofraları, çocukların unutulmaz anılarıdır… Hay aksi! Gene mi vişne reçeli damladı üstüme? Zaten her renk reçelin izi kalırdı kıyafetimde… Eskiden deterjanlar bu kadar etkili değildi… Şimdikiler atom gücünde, korkunç şeyler… Radyoda “AYNALI KEMER” çalarken, kahvaltı sofrasını kaldıran anneme bağıra çağıra “bu can, kurban tatlı dile” diyerek şirinlikler yapıyorum… Çizgi roman mı okusam, çocuk dergileri mi? Yoksa radyodan şarkı dinleyip, kasete kaydetsem mi diye düşünürken, plak dinlesem daha iyi olur diyorum… Ama aklımda dışarıda… Az sonra kendimi güneşin alnında, özgür dünyama salacağım… Ama biraz plaklardan ilham alıp beslenmeliyim… Çocuk olduğunuzda bazı şarkı sözleri size tuhaf gelir. Ne diyor acaba şimdi burada? diyerek düşündüğüm çoktur… Melodi güzelse zaten sözlere çok takılmaz çocuklar…
“Belki bugün kaçarsın, belki yarın kaçarsın. Derken, bir de bakarsın ki, aşıksın…” diyor o sırada plakta SEYYAL TANER… “GÜLME KOMŞUNA” şarkının adı… Ben, bu şarkı yüzünden komşulara hiç gülemedim… Çoğu komik insanlardı… Ama şarkıda GÜLME KOMŞUNA denildiği için uzunca bir süre komşulara gülmediğim oldu… Çocuk aklı işte… Kendimi şort ve t-shirt ile dışarı attığımda, meyve ağaçlarının rüzgarda salına salına bana selam verdiğini görüyorum… Bay kayısı, bayan kiraz, bay elma ve de bayan vişne… Nasılsınız bugün? Ben iyiyim…
Açık olan pencerelerden ASU MARALMAN sesleniyor. SİGARAMIN DUMANI diye… Dilim eşlik ediyor şarkıya… “Yoktur aman şu yarimin imanı” diye… Ama anlamını o an bilemiyorum tabi… Yaşadıkça aşkların can yaktığını öğrenecektim… Arkadaşlarımla koca günü, oynayarak geçirirken herkes dili döndüğünce bir şarkı söylüyor… “Gölge etme başka İRFAN istemem” diyen mi ararsın, “Dünyalar benim oldu muşmularım yokmuş” diyen mi artık ne çıkarsa bahtına… Çocuklar, duyduğu şarkı sözlerini, kendi dünyalarında süzer ve öyle ezberlerler… Bizimkisi de o hesap… Çimlerin üzerine kilim serip, dışarda piknik yaparak öğle yemeğini yerken (inatçı bir arının olanca saldırısına aldırış etmeksizin), komşunun açık penceresinden AYLA ALGAN sesleniyor
“VERSİN TANRI, İSTEMEDEN”… Anlamadan söylediğimiz bir başka şarkıya eşlik ederken, nasıl mutluyuz… ERSEN ve AYDIN TANSEL ‘i kardeş sandığımı söylüyorum… Ama arkadaşlarım “hayır, onlar aynı kişi” dediğinde de sinir oluyorum onlara… Değillerdi ki…
IŞIL GERMAN şarkısı, radyoda çalıyor ve ben eve geliyorum. Kan ter içinde ama çocuk gibi çocuk… Kıyafetlerim, çimin ve yeşilin her tonunu göz kamaştırıcı bir şekilde, üzerinde taşıyor… “Hey hey baksana bana!.. Onu mu buldun bula bula?” diye şarkı söylüyor tatlı sarışın kadın IŞIL GERMAN…
Televizyonda TATLI CADI var. Burnunu bir oynattı mı amanın hokus pokus olayları oluyor. Ağzım açık izliyorum. Keşke böyle tatlı şaşkınlıklarla kalsaydım. Şimdi olan biten her şeye şaşırıp kalıyorum…
TATLI CADI ‘dan sonra, anneme yalvarıyorum “Anne ne olur, yemekten sonra dışarı çıkayım, saklambaç oynayacağız arkadaşlarla…” diye… Dışarısı eskiden öyle güvenliydi ki, evlerin içi nasılsa, dışarısı da öyleydi… Off mis gibi bir yemekten sonra ver elini dışarısı… Ne mi yedik? Organik bir patlıcandan şahane bir yaz türlüsü… Tüm yıldızlar eskiden görünürdü… Şimdi şehir ışıkları yuttu hepsini… El ele verip, daire oluşturup, büyük bir hızla dönüyoruz… Öyle bir hızla dönüyoruz ki, bir iki kişi daireden uçarak oraya buraya savruluyor çimlerin üstüne… Ama ne deli dolu bir baş dönmesi… Bir yandan çimleri dönerek sulayan zımbırtılar (neydi adı unuttum), üstümüzü başımızı sırılsıklam ediyor… Tepemizde yıldızlar… Herkes çimlere yığılmış… Hep bir ağızdan şarkı söylüyoruz…” Haftaya, buluşalım haftaya, kaç saat beklediiiiiiii… derken, cep telefonum çalıyor! Arayan Baha abi…
Hangi Baha mı? İlahi, kim olacak Güzin ile Baha ‘nın Baha’sı… Telefonda bana,
“Gökhan, temmuz yazısını yazdın mı?” diyor…
Aşk olsun Baha abi, eee tam da yıldızların altında şarkı söylüyordum!

 

Gökhan Küçükarslan

POPSAV ARŞİV DANIŞMANI

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*