Başarının Ardındaki Kahraman

Fakülte yıllarında ki gurubumun adı Bangibass, sağımda Ahmet Helvacıoğlu (Tıp) solumda Ergun Aydınlık (Diş) ile Hacettepeli 3 üniversiteli genç o yıllar Ankara’sının popüler kulübü Marmara Oteli gece kulübünde çalıyoruz, menajer Erkan Özerman’ın dikkatini çekiyoruz ve bizi o yaz İstanbul’da yapacakları programa almak istiyor. Erkan Abi’nin amacı, Avrupa’yı kasıp kavuran Nana Muskuri-Les Atheniens’in Türkiye versiyonunu kurmak…

Ancak, Ahmet ve Ergun’un babaları oğullarının gece hayatı ile müziğe devam ederek mesleklerinden kopacakları endişesi ile izin vermeyince, Erkan’da o sıralar Esin’e müzik yapan Doğan Canku ile beni tanıştırıyor.

Programa az gün kalmış, Doğan’la tanışıp, bana çalınacak parçaların armonilerini gösterip, İstanbul’a gidiyorlar. Tesadüf, bende bir arkadaş partisinde gitar çalan Selami Karaibrahimgil ile tanışıyorum.

Türk folklorunu çok sesli çalıp söyleme ile ilgili projeyi ona açıyor, sonrasında da Doğan’ın öğrettiklerini öğretip, ver elini İstanbul…

Böylece kaderin hoş cilvesi, biri birini hiç tanımayan 3 kişiyi ortak bir amaç bir araya getiriyor ve uzun yıllar sürecek bir kardeşlik, dostluk, sevgi, müzik beraberliği ile Modern Folk Üçlüsü kurulmuş oluyor…

Doğan konservatuar eğitimli, Çello bölümünden, Selami Ankara Dil-Tarih -Coğrafya İtalyan Filolojisi, bense Hacettepe Diş Hekimliğinden…

Gurubu böylece Temmuz 1969’da kuruyor ve o gece de profesyonel olarak sahneye çıkıyoruz… Yani şaka gibi, bundan tamda 50 yıl önce

Yer: Deniz Atı Kulübü (Şimdiki Tarabya Plajı)…

Program solisti sevgili Esin Afşar, Orkestra Ergun Özer, sahne gerisinde Kerim Afşar (önemli bir Tiyatro sanatçısı, Esin’in eşi)…

Bugün ne acıdır ki hepsini sonsuzluğa uğurladık…

Menajer Erkan Özerman’da her gece geliyor kulübe tahsilat için… Kişi başı 75 TL alıyoruz, daha doğrusu Erkan bizlere o kadar veriyor, kendi de muhtemelen bir o kadar menajerlik ücreti alıyor. Ama pazarlık veya itiraza edip, durumu zora sokmanın âlemi yok henüz işin başındayız…

Ancak işin ilginci, sabah Afşar’ların Tarabya’da kiraladığı evde bir araya gelip tek bir prova yapabiliyoruz, akşamda sahnedeyiz…

Mucizeden öteye… 5-6 parçadan oluşan ilk repertuarı oluşturmak, sözleri ezbere okumak, doğru armonileri-pozisyonları basmak, üstelik aynı anda 3 ses vokal yapmak, bunların bir arada tınlaması, değme müzisyenin işi değil…

O yıllarda halen gece kulüpleri revaçta… Hemen karşıda Tarabya Otelinde de Özdemir Erdoğan sahne alıyor, iyi bir sahne adamı, tatlı bir rekabet var 2 kulüp arasında…

Neticede kulüpte 15 gün çalışıyoruz… Liseden sınıf arkadaşım Sedat’ın Teşvikiye’de ki evinde kalıyor, makarna, sosisle karnımızı doyurup, bu arada Esin’le Diskotür Plak Şirketi adına 5 adet 45.lik plağı da (10 parça) bu kısa zamana sıkıştırıyoruz.

Bu ilk beraberlikte, her gün Teşvikiye-Dolmabahçe yürüyüşünde yolda parçaları söylüyor hatta yenilerini ilave edip, daha kusursuz ve özgün bir repertuar oluşturmaya çalışıyoruz.

Ankara dönüşünde, ODTÜ ve Kolej’den arkadaşımız Necip Kışlalı; “oğlum, iyi müzik yapmak yeterli değil, bunun tanıtılması lazım”.. diyor ve yakın akrabası Hıncal Uluç’u öneriyor.

Hıncal, Delta Ajansta çalışıyor. Sahibi Cüneyt Koryürek, ülkenin ilk eğitimli halkla ilişkiler uzmanı… Bu arada değerli Cüneyt Abi’yi de  2-3 yıl önce kaybettik…

…Neyse gidiyoruz, biz bir müzik gurubuyuz, bu Doğan, ben Ahmet,  diğeri de Selami… Müziğimizin dinlenip, duyurulmasını istiyoruz…

Sabırla dinliyor, biraz da hoşuna gidiyor, o güne kadar çeşitli ürünlerin, firmaların tanıtımını yapmış, ama müzik ile ilgili birileri gelmemiş…

Peki diyor, “ben müzikten anlamam ama ilgim büyük, sizi tanıyabilmem için bir bant, kaset plak bir şeyleriniz var mı?”…  

Ondan 1 hafta önce Ankara Radyosunda yaptığımız bir kaydı veriyoruz.

O yıllar da Hey Dergisi ile Milliyet Müzik köşesini yazan ve Hıncal’ın akrabası Doğan Şener’e (baba Doğan’a) bu bandı göndermiş…

Sonuç, “…bu tür bir müziği kimse bu güne kadar böyle yapmadı, Türkiye’de yeni bir akımı başlatabilirler, çocuklara sahip çık ” cevabı ile yollarımızı birleştiriyoruz.

Ancak Hıncal’ın önerdiği anlaşma kuralı da oldukça ilginç.

Ortada ne bir metin, ne de imzalar atılmış bir taahhütname yok!…

Ben sizi tanıtmaya çalışacağım, benim bu konuda ki ilk çalışmam… Size para ve şöhret kazandırabilirim, ama karşılığında hiçbir şey almam !…”

İyi mi, bir tarafta kazancın neredeyse yarısını alan, konuyu da ne kadar bildiği tartışmalı bir yığın menajer varken, diğer yanda açık kalplilikle gerçeği söyleyen dürüst bir kişi…

Böylece Hıncal Uluç menajerimiz oluyor.

Dostluk, sevgi, itimat dolu uzun yıllar, yurt içi-dışı turneler, radyo-TV Programları, konserler, röportajlar ile geçen uzun yıllarla bugünlere kadar geliyoruz. Bunca senede ne bir kırgınlık, ne kavga, ne gürültü… Tabii zaman zaman gerginlikler var mı? sahne zaten kendisi gerilim, stres, her an yeni bir şey olabilir, sürprizlerle dolu apayrı bir dünya… Kulüp patronları, gazeteciler, TVciler, sanat çevreleri, müzisyenler, seyirci istekleri… Özetle “ben” diyen her kez aynı platformda, bolca ego ve benlik çatışması var.

Gülümsemesini bilirsen ne ala, yoksa sıkıntıdan hasta olur, içkiye, sigaraya hatta uyuşturucuya dahi başlayabilirsin!..

Tüm bunlarla boğuşurken, menajer ne yapsın diyebilirsiniz?

Ama galiba işin sırrı da tam bu noktada… Konuya, sizin dışınızdan bakan, zaman zaman ağabeylik yapıp, sorunları yumuşatan, hatta bu arada aranızda oluşabilecek sürtüşme ve problemlere akılla yaklaşan insanın adı menajer olmalı…

Yoksa, ortaya satılacak bir mal koyarsanız, zaten bunu alacak müşteri çıkar… Yani özetle menajer, bir pazarlamacı değil, tamda tabiri ile “halkla ilişkiler uzmanı”, Türkçesi, insanlarla baş etme sanatını bilen kişi…

Eh, Hıncal tamda bu işin adamı…

Sanatta, sahnede bu anlayışa sahip, hoşgörülü kişilere, ek bir akla bu nedenle ihtiyaç var. Arabulucu, sorunları yumuşatıcı, problemlere farklı pencereden bakabilen kişi…    

Neyse sonuçta O’na Boss adını takıyoruz, yani patron

Böylece MFÜ’nün görünmeyen gölgede kalmaya çalışan 4.kişisi de guruba katılmış oluyor.    

Kısa zamanda Mustafa (Ankara’nın o yıllarda ki en ünlüsü) bir fotoğraf sanatçısı ile bir seri çalışma yapıyoruz… Basın bültenleri, röportajlar, TV, radyo Programları derken 2-3 ay gibi bir zamanda Türkiye’nin müzik gündemine oturuyoruz. Listelerde uzun yıllar 1 numarayız.

Geçen bu yarım asır içinde sayısız anı, komik ve trajik hatıramız var…

…Aradan uzun yıllar geçiyor, bir gün bizim hanım; bunca senedir sizlerden hiç karşılık beklemeden Boss sizlere katlanıyor, peki siz ona ne yaptınız?… vallahi doğru, O’nu en iyi tanıyanlardan Cüneyt Abi ile kollar sıvıyoruz ve Boss’a bir şükran gecesi tertipliyoruz…

Kandilli’nin tepesinde ki Adile Sultan Sarayında tertipledik geceyi… Her kez karşılık beklemeden, büyük bir özveri ile omuz verdi, tüm dostlar, beraber olmaktan keyif aldığımız sanatçı kardeşlerimiz, Hıncal’ın yakın akrabaları, 200-225 dost bir araya geldik… Uzun yıllar hatıralarda kalacak güzel bir gece oldu…

Bize göre sahne; sanat güzelliklerin paylaşımı, geçen bu 50 yılın ardından hatırımda kalanlar bunlar…

Müzikte ne kadar başarılı olduk, bunu bizim söyleme hakkımız yok… Ama her başarının ardında görünmez kahramanlar olduğunu de görmezden gelemeyiz, bu insanları unutmamalıyız…

(Modern Folk Üçlüsü) Diş Protez Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Kurtaran

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*