Düşüncenin Gücü

Günümüzde, yeni Teknolojik bir Evren devrededir. Buna göre de düşünce ve sözlerimizde bu yeni anlayışa uygun değişiklikler yapmamız gerekecektir.

Mevlâna’nı deyişiyle, “söylenenler dünlerde kalmış cancağazım, artık yeni şeyler söylemek lâzımdır”… 

Her çalışmanın ardında “düşünce” vardır. Düşünce, bir enerji, titreşim, ‘anti-maddedir. İyilik-güzellik, “Olumlu düşünce titreşimleri” Tanrı’ya güçlü enerji titreşimleri olarak yansır ve insan adeta bir “mikro jeneratör” olarak Tanrısal Sisteme katkı sağlar…

“Olumsuz Düşüncelerin” ise, Dünya çevresi “manyetik tül tabakasına” çarparak, negatifi üreten kişi veya yakınlarına geri yansıdığı belirtilmektedir.
Yani Kâinatın Düzeni, pozitife karşı geçirgen, negatife karşı geri yansıma paneliyle, bilgisayarın “virüse karşı koruma programı” gibi çalışmaktadır.

Sonuçta dünlerde söylenen “iyilik yapanın iyilik, kötülük yapanın kötülük bulması” konusu, günümüz teknolojileri ışığında farklı yorumlanmaktadır…

Tanrı varlığı yaratmış, varlık da olumlu düşünceleriyle Allah’ın Bütünlüğünü desteklemektedir. Konunun bilimsel ispatları ilginçtir:

Koshima Maymunu” deneyi Japon Adalarında gerçekleşir (1952-1958). Yavru Umo topraktan çıkardığı patatesi kazara suya düşürür, kumlardan arındığını gören diğer maymunlar da patatesleri suya batırarak yerler.
Ancak ilginci, adadan binlerce mil uzakta, hatta kıta Japonya’da maymunların da benzer davranışları sergilemeleri şaşkınlık yaratmıştır.

Hiçbir maymun, ilk adadan diğerlerine götürülmemiş, ancak olayın ilk adadaki maymun sayısının 100’ü aşmasıyla diğer adalarda görüldüğü belirlenmiş, buna da ‘Kuantum Sıçraması’ ve ‘Kritik Kitle Etkisi’ adı verilmiştir.

Masaro Emoto (2003) benzer düşünce deneyini ‘su kristalleri’ üzerinde yapmıştır. Kaynağında alınan su kristalleri altıgen (heksagonal) düzgün yapıdayken, musluk suyunun bozuk-amorf görüntüde olduklarını belirlenmiştir.

Sonrasında, yapısı bozulmuş sulara, Bach- Beethoven-Mozart-Vivaldi dinletilmiş ve suyun eski heksagonal düzene döndüğü görülmüştür. Suyun duygu, düşünce, hisleri ve kulağı yoktur, ama “Tanrısal Hafıza” Doğa’nın Düzeninde mevcut, canlı-cansız varlıklarda bulunan bir iradedir.

Deneyin devamında; 2 farklı su kabı üzerine “sevgi” ve “nefret” sözleri yazılıp 6-7 saat sonra ve eksi 7-8 derecede soğutulunca, “olumlu” sevgi sözlerinde düzgün, “olumsuzlarda” ise yapının bozulduğu gözlenmiştir.

Bu deneyler, özü saf ve temiz olarak doğan insanın, çevre etkileriyle bozulabildiğini, sonrası arınarak doğal yapısına döndürüleceğini de göstermektedir.

Dr. Dawid Hawkins (1927- 2012) “düşüncelerin” Hertz değeri olarak “titreşim frekanslarını” belirlemiş, “Bilinç Haritaları” çizilmiş, “bilinç sınırı” olarak da “200 Hertz” saptanmıştır.

Bu titreşimin altı düşünce üretenlerin, daha üst bilinçlerin etkisinde kalan, uyumsuz, silik kişilikte, endişeli, şiddete yönelik tipler oldukları saptanmıştır.
Sınırın üstü kişilerin ise; toplumları ve insanları kucaklayan, kâmil kişiler, erdemli ve olumlu düşünceleriyle toplumları etkileyen bilinçler oldukları, bilimsel olarak ispatlanmaktadır. Öyle ki, 750 Hertz ve üzeri kişilerin, tüm insanlığı dahi etkilediği iddia edilmektedir.

İşte gerçek sanatçıların bu gurupta kişiler olması kuvvetle muhtemeldir. Sanatın ve özellikle müziğin ezgi ve sözlerinin insanlığı, evreni etkileyen frekanslar yaydığı unutulmamalıdır. Böyle bakıldığında da sanatçılar; akitli, görevli, sade yaşadıkları veya ünlü oldukları dönemler için değil, sonrasında da etkilerini devam ettiren yüksek vasıf ve bilinçteki kişiler oldukları bilimsel olarak gösterilmektedir.  

Özetle insanın arınıp, saflaştığı oranda Tanrısı ile Bir ve Bütün olması, yani Tasavvufta ki Vahdet-i Vücudun da muhtemelen bilinç seviyesi ve olumlu düşüncelerle ilgisi olduğu da mantıksal görünmektedir…

Bu bilimsel sonuçların, günümüzde yaşananlara bazı çözümler olabilmesi muhtemeldir. Virüslere ek, doğal, maddi ve manevi olumsuzluklardan, olumlu sonuçlar çıkarabilmek, kötülüklerin ardından yeni ve aydınlık günlerin geleceğini düşünmek, bir yaşam tarzı ve Dünya’ya olumlu bakma sanatıdır… İşte tamda bu noktada, sanatçının kendine ve yaşadığı topluma küsmesi, bu sorumluluklardan kaçması yani Tanrısal yetilerini yok sayması lüksü olamaz…

Böylece; ego, şahsi çıkar ve menfaatlerden arınmış, evrensel insani düşünceleri olan kişilerin, sanatçıların, hiç tanımadıkları benzer frekansları taşıyanlara düşünceleriyle ulaşıp, etkilemesi söz konusu olabilir. Buda günümüz Kuantum Fiziğinde ortaya konmakta olan bilimsel gerçeklere uymaktadır.

Dünlerde peygamberler aracılığıyla insanlığa ulaştırılan dinlerin ardında, varoluştan günümüze teknolojik kurallara dayalı bir Evren anlayışı söz konusudur ve Tanrısal Düzende bu ileri teknoloji üzerine kurulmuştur.

İnsanın olumlu düşünceleri, uzayın sonsuzluklarına ulaşmakta, yeniden derlenip, güçlendirilerek, uygun zamanda geri yansıtıldığında da benzer frekanstaki diğer insanları etkileyerek harekete geçirdiği ifade olunmaktadır. Gerçekte İnternet ortamında benzerini yapan insanoğlunun, Tanrı’nın Yüce Gücü ile bunu yapamayacağını düşünmesi, saflık ve Tanrı inancına karşı gelmek olacaktır.

Konuyu daha da ileri boyuta taşıdığımızda, düşüncenin Tanrısal Boyuttaki karşılığının bizleri başka gerçeklere de götürdüğünü görebiliriz. Bu anlayış, ileri düşünce düzeyine ulaşan Yüce Bilincin, Evrenler dahi yaratılabileceğini ortaya koyar ki Kutsal Kitaplarda ilk varoluşta “Ol dedi, Oldu” kavramı da böylece dogma olmaktan daha bilimsel bir zemine oturabilir…

Yani günümüzde yaşadıklarımız ile bu bilimsel verilere bakıldığında “Dinsiz İlim, İlimsiz Din Olmaz” görüşü doğruları işaret etmektedir.

Böylece yarınların Dünya’sının; iyi, olumlu düşünen, Allah’ın Birliğine inanan bilinçteki evrimli insanlarla kurulacağı gerçeği unutulmamalıdır…

Böyle bir Dünya’da; güneşli, aydınlık ve mutluluklarla dolu olacaktır.

Dr. Ahmet Kurtaran

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*