Ege’nin Ortalarında Sahipsiz Kalan Müzik: Rembetiko

Zavallının adı bile tartışmalı. Rebetiko mu, Rembetiko mu?

Rebet veya Rembet, istenmeyen insan grubu demekmiş.

Anadolu kökenli bu müziği dilediğinizde ilk izleniminiz şu olur:

Eee, bu bizim Alaturkaaa…

Tabii öyle, neden olmasın ki, burada, İzmir’in oralarda doğmuş, İstanbul’da büyümüş.

Üşenmeyin, girin, bakın: https://www.youtube.com/watch?v=WCTs7WNJ77U

Bir zamanlar, yüzyıllarca iç içe yaşamış iki halkın hal tavırları, jest ve mimikleri, heyecanları, sevinçleri ve üzüntüleri, giysileri, yemekleri, müzikleri tabii ki birbirine benzeyecek.

Ama iki ülke arasındaki kültürel bağlar bir kez zorla koparılmaya görsün.

Bizim ”Cacık”ı araklayıp “Tzakiki” yapmışlar, “Musakka”yı “Mousaka”: Karagözü bile çalmışlar…

… olur ilk tepkimiz, bunları görüp duyunca.

Öyle mi acaba?

Kim bilir, belki bunlar Anadolu Rumlarının ağız tadıdır da biz onlardan almışızdır.

Ayrıca ne fark eder ki?

Yan yana yaşayan toplumlar ille de birbirinin boğazına sarılmaz, tam tersine kültürlerini de paylaşırlar, lokmalarını da.

Aynı şey, ülkemizde yasaklanan kültürlerin tümünün ürünleri için geçerli.

“Sarı Gelin” mi “Sari (Dağlı) Gelin” mi? Biz mi Ermenilerden almışız, onlar mı Türklerden?

“Bir mumdur” mu, “Yek Mumik” mi? Biz mi Kürtlerden almışız, onlar mı bizden?

Korkarım genellikle hep ilk yanıt doğru çıkacak.

Bir kere egemen topluluk, devleti elinde tutan güç Türkler.

Ötekilerin bizi asimile edecek hali mi varmış?

Üstelik genç Cumhuriyetin, devrin anlayışına uygun “bir ULUS yaratma” amacı da var.

Anadolu’dan halk müziklerinin derlenmesi için ekipler kurulmuş, dağ taş gezip araştırmışlar.

Çok güzel çalışmalar yapılmış, yerel müziklerin yok olup gitmemesi için.

Gelgelelim, derlenen ürünlerin tümü Türk Fokloru sayılmış, Türkçe sözler yazılmış ve  Muzaffer Sarısözen’in kurup yönettiği, sadece sazlardan oluşan bir topluluk ve koro tarafından seslendirilerek yeniden sunulmuş, yeni topluma: Yurttan Sesler Topluluğu.

Müziğimizdeki asimilasyonun köşe taşı. Anadolu’nun çok kültürlü hazinesinin bir anlamda keşfedilirken öte yandan harap edilişinin simgesi.

*************

Dönelim konumuza.

Zavallı Rembetiko da, yoğun olarak 1922 bozgunundan sonra bugünkü Yunanistan’a göç eden, -mübadele anlaşmasıyla da zorunlu olarak göç ettirilen- Anadolu Rumları tarafından götürülmüş. Ama işin daha acıklı yönü, orada da kendisine pek kucak açan olmamış. İthal malı olmadığı, yeterince “Yerli ve Milli” olmadığı için horlanmış, itilip kakılmış.

1960’ların sonrasında ve 70’lerin başlarında tam da Egenin ortalarında bir yerde, bulutlara asılıp kalmıştı garibim.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası (1967 –1974) döneminde, “Tu kaka” ilan edilmişti, radyoda filan çalınmıyordu.

Tam aynı yıllarda, Ege’nin bizim tarafında da durum farksızdı. Bu müzikle birlikte karşı kıyıya geçen Buzuki’yi kullanamazdık çalışmalarımızda. TRT denetim kurulunca gitar, banjo kullanmamızda sakınca yoktu, ama Buzuki olunca ı-ıh.

“O da yabancı, bu da yabancı, ne fark var?” dediğimizde, düşünüp taşınıp şöyle bir kriter uydurmuşlardı. “Uluslararası nitelik kazanmamış kültürlere özenme”

Sosyal gerçeklere devlet zabıtası gözüyle müdahale etmeye kalkmak boşuna çaba.

Türk halkının kulağını armoniye alıştırmak için, kendisi çok sevdiği halde, ”Alaturka”yı yasaklatıp yok etmeye Atatürk’ün bile gücü yetmedi.

TRT Müzik dairesi ve Denetim Kurulları da aynı yenilgiyi tattılar Arabesk’e karşı.

Yıllar sonra TRT “Bari kalitelisini sunalım” diyerek güvendiği bazı müzisyenlere bu türde eserler sipariş etti ama “Acısız Arabesk” diye gırgıra alındı. Acılısını yenemedi acısızlar.

Pekiii, ne oldu Rembetiko hikayesinin sonu?

Buzuki ve Rembetiko, Atina’nın tüm tavernalarında (Orada lokanta demek), üstelik bir tepki müziği olarak, isyancı bir kimliğe de bürünerek dilden dile ulaştı. Yunan cuntasının son günlerinde (1974) polisler geldiğinde başka şeyler çalan müzisyenler , onlar gider gitmez tekrar Rembetiko’ya dönüyormuş.

Yazık, yüzyıllarca birlikte, yanyana, hatta içiçe yaşamış halkların ortak kültürlerini zorbalıkla ayırmaya kalkmayalım, sökmüyor da zaten.

Sevgiler,

Şanar Yurdatapan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*