Ekonominin Görünmez Eli (!) ve Eğlence Sektörü

Çalışma sürecime rastlayan 12 Mart 1971 darbesi, 1974 Petrol Krizi ve Kıbrıs Barış Harekatı dönemlerini müzisyen olarak geçirdim.

Yine 12 Eylül 1980 darbesi, 24.01.1980ve 05.04.1994 ekonomik kararları, Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik kriz ve kemer sıkma önlemleri gibi ülkemizin yaşadığı önemli ekonomik bunalım dönemlerini de müzisyen ve müzik işkolunda sendikacı olarak yaşadım.

Darbeler ve ekonomik kriz dönemleri eğlence sektörüne önemli zararlar vermiştir. Ama hiçbir dönemde eğlence sektörü bugün içinde bulunduğumuz durum kadar olumsuz koşulları yaşamamış ve bu denli ağır bunalıma girmemiştir.

Terör, doğal afet, ekonomik kriz, siyasi kriz, toplumsal olaylar, darbe, uluslararası ilişkilerde oluşan olumsuz gelişmeler, olağanüstü haller, genel yas ilanı vb nedenlerle müzikli etkinlikler iptal ediliyor, müzikli işyerleri sürekli ya da geçici olarak kapatılıyor.

Üstelik özellikle güneydeki turistik tesisler yabancı müzisyenlerce adeta işgali edildi.

Okul ve resmi kurumların müzikli etkinlikleri yasaklandı.

Üniversite kampüslerinde yer alan sosyal tesislere alkol yasağı getirildi.

Eğlence sektörünün temel girdileri arasında yer alan et, meyve ve alkol vb. ürünlerin fiyatları olağanüstü artırıldı, içkili eğlence yerleri müşteri kaybına uğradı ve birçoğu kapandı ya da kapanma noktasına geldi.

Fiyatları düşürmek için çözümü kaçak içkide arayan eğlence işyerleri, idari makamlarca hemen kapatılıyor ve bu şekilde işverenler değil, çalışanlar cezalandırılıyor.

Süreklilik gösteren içkili eğlence işyerleri yok denecek kadar azaldı ve çalışma günleri çoğunlukla hafta sonlarına kaldı. Bu günlerde de müşteri yoksa ücret de yok.

Temel çalışma alanı çoğunlukla hafta sonlarına yığılan düğün ve nişanlar oldu ama resmi kurumların denetimsizliği nedeniyle, düğün salonlarının büyük bir çoğunluğu da memur müzisyenlerle dolduruldu.

Özellikle güney kıyılarımızda organizatör/menager olarak adlandırılan taşeron kuruluşlar eliyle yürütülen vahşi kapitalizm süreci ve yabancı müzisyenlerden kaynaklanan haksız rekabet nedeniyle, bu bölgelerimizde müzik emekçilerinin çalışma koşullarında adeta çöküntü yaşanıyor.

Zaten uzunca bir süredir bilgisayar teknolojisinin olumsuz kullanılması sonucu, müzik guruplarında çalışan müzisyenlerin yerini bilgisayarlaşmış klavyeler (orglar) aldı ve   bu durum da müzik guruplarında çalışan müzisyen sayısı azalmasında ve işsizliğin artmasında önemli etken oldu.

Eğlence sektöründe sosyal güvence yok, temel yasal haklar yok, iş ve ücret güvencesi yok. Yeterli müşteri varsa yevmiye var, yoksa yok. Giderek telefonla işe çağırma, yevmiye almaksızın alaturaya(bahşişe) çalışma ve patronla yarıcılık gibi uygulamalar sonucu, müzik emekçilerinin büyük bir çoğunluğunun ortalama geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor.

Bütün bu olumsuz gelişmeler sonucunda, eğlence sektörü sektör tarihinin en ağır koşulları içerisinde çırpınıyor, bundan paylarını alan müzik ve sahne emekçileri de her türlü güvenceden yoksun bir şekilde çalışarak yaşam mücadelesi veriyor.

Özetlemek gerekirse, günümüzde adeta ünlü ekonomist Adam Smith’in deyişiyle ekonominin görünmez eli (!) içkili eğlence yerlerini ve giderek ülkemizdeki eğlence yaşamını yok etmek için adeta özel çaba gösteriyor.

O halde, ne yapılmalı?

(03.09.2019)

Mehmet ÇIRIKA

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*