Müzik, Corona ve Sonrası

Corona virüs salgınıyla birlikte birçok sektör ekonomik açıdan olumsuz olarak etkilendi. Her ne kadar yeni gelişmeler normalleşme sinyalleri verse de özellikle müzik ve sahne sanatları için eski ve bildiğimiz düzene geçilmesinin önünde 2-3 ay gibi pek de kısa olmayan bir zaman olduğunu düşünüyorum. Düzenlenecek konserlerde seyirciler arasında oluşacak olan mesafenin azaltılması şu anki durumda en büyük sorun gibi gözüküyor. Bugün ya da yarın “tamam, konserler başlasın” denilse bile Corona virüsün paranoyası insanların üzerinden bir süre daha gitmeyecek gibi duruyor.

Bir diğer konu ise Corona salgını tehlikesi geçtikten sonra sanatçılar karşımıza nasıl etkinliklerle çıkacaklar? Yeni projeler ve seyircilerin ilgisini çekebilecek prodüksiyonları acaba seyredebilecek miyiz? Yoksa sadece bildiğimiz konserler ve festivaller mi olacak? Corona virüse bağlı oluşan bu karantina günlerinde müzik üzerine düşünen müzisyen ya da sanatçılar elbette var. Fakat ne kadar varlar, bu ayrı bir tartışma konusu. Seyircinin algısını ve ilgisini Corona döneminde yapılan canlı yayınlar bir nebze olsun köreltti diye düşünüyorum. Merak edilen sanatçıların internet yoluyla da olsa ekranlar gözükmesi merakın da azalması anlamına geliyor. Gördüğüm kadarıyla, yaklaşık 2 aydır canlı yayın yapmayan sanatçı kalmadı. Birkaç istisna isim haricinde herkes elinde, eteğinde ne varsa ortaya döktü. Peki bu canlı yayınlar Corona’nın bitişiyle birlikte seyirci sayısına nasıl yansıyacak? Seyircinin “biz bunu zaten 2 aydır internette görüyorduk” demesi olasılığı var mı yok mu? Böyle bir olasılık var gibi gözüküyor.

Bir diğer konu ise bu Corona günlerinden ders çıkartıldı mı, çıkartılmadı mı konusu. Peki nasıl bir ders? Sendikalaşma gibi bir dersten söz ediyorum. Her koyunun kendi bacağından asılmadığı bir müzik piyasasından söz ediyoruz. Kimsenin şunu deme lüksünün olmadığını bu günlerde açık, seçik gördük; “benim seyircimin bana olan ilgisi azaltmaz” gibi cümlelerin artık pek bir geçerliliği yok gibi duruyor. Çünkü seyircinin algısı ve beğenisinin masa başında yönetildiği ve belirlendiği böylesine bir piyasada unutulmak ya da beğeniyi üzerinizde toplamak çok da kolay bir durum değil. Her firmanın ve her sanatçının kendine göre bir yol haritası ve planı var. Ayrıca digital mecralarda(spotify, youtube, itunes v.b.) yeni şarkılar ve albümler boy gösteriyor. Yani bir bakıma üretim devam ediyor diyebiliriz. Her türlü riski göze alarak üretim yapan sanatçılar ve müzisyenlerin olduğunu görmek bir yandan ümit verici bir durum. Bu süreçte yapılan şarkıların ya da albümlerin promo çalışmaları belirli bir seviyede kalacağından ötürü tabiri caizse güme gitme olasılığı var. Klip, konser ya da sahne çalışmalarının olmaması p&r çalışmalarını internete hapsetmiş durumda. Zaten şu an var olan örnekler de bize bunu anlatıyor.

Peki bu aşamada plak firmalarının stratejileri nedir? Pek bir stratejileri olduğunu düşünmüyorum. Son 2 aydır herkes bir şaşkınlık içerisinde. Fakat aldığım duyumlara göre bazı plak firmaları, kendilerine bağlı olan sanatçıların internet yayınları yapmasına karşıymış. Bunun nedeni ise yapılan canlı yayınların salgın bittiğinde konserlere gelecek seyirciyi baltalaması korkusu imiş. Elbette bir açıdan bu korku haklı bir korku. Diğer taraftan bakıldığından ise menajerlerin akıl hocalığı devreye giriyor. Sanatçı, plak firmaları ve menajerler derken bir de sosyal medya üzerinden gelen hayran baskıları ya da daha hafif bir tabir ile tepkileri, sanatçıları karar alma aşamasında sanatçıları ister istemez etkiliyor.

Bu salgın müzik piyasasında olan herkese şunu gösterdi; sendikalaşma, birlik ve beraberlik şart!. İlk ciddi krizde otomatikman tüm piyasa oyuncuları bu durumdan etkilendiler. Ses tesisatı yapanlar, roady’ler, menajerler ve elbette müzik emekçisi olan yevmiyeli müzisyenler. Bir de bu işin sponsor boyutu var. Tam da bu günlerde bir platform etrafında birleşmek en doğrusu gibi gözüküyor. Bu anlamda bazı çabalar olduğunu görüyorum. Fakat birden çok oluşum olduğunu gözlemliyorum. Cazcılar bir tarafta, klasikçiler bir tarafta, pop ve rock müzikçiler de elbette sayı olarak fazla oldukları için en ön plandalar. Elle tutulur bir şeyler henüz çok yok. Ama girişimler var. Elbette bu tür oluşumların hukuki dayanakları da olmak durumunda. Hiçbir kurum ve kuruluş kafasına göre para toplayamıyor. Mutlaka hukuki dayanaklara ve kurallara göre hareket etmek gerekiyor. Türkiye’de müzik sektöründe çok değerli ve iyi niyetli insanlar var. Popsav gibi bir kurumumuz var, Müyorbir gibi bir kurumumuz var. Diğer meslek birlikleri var. Telif haklarını gözeten ve koruyan iki kurumumuz var. Edisyon şirketleri var. Anlayacağınız herkesin söz hakkı ve istekleri olması çok normal bir durum. Popsav ve Müyorbir’i bu noktada çok önemsiyorum. Her iki kurumun da yönetimlerinde tecrübeli ve bilinçli insanların olduğunu biliyorum.

Son söz;

Bu sektörü yine birlik ve beraberlik kurtaracaktır. Müziğin birleştirici etkisi ile birlikte bir ve beraber olarak güzel günleri görmek ümidiyle.

Sevgiyle kalın.

Kaan ÇAĞLAYANGÖL

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*