Müzik Sektöründe Örgütlenme Sürecinde Karşılaşılan Sorunlar
2. Bölüm

 

Bu bölümde, müzik sektöründe sendikal örgütlenme sürecine olumsuz etkilerde bulunan mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıdaki farklılıkları açıklamaya çalışacağım. Müzik sektöründe çalışma büyük bir çoğunlukla gecenin ilk saatlerinde başlar ve sabahın ilk saatlerine kadar sürer. Sürekli gece çalışıp gündüz uyumak, milyonlarca yıldan bu yana güneşe göre oluşan insan doğasına aykırı olduğundan, müzik sanatçılarının bioritmleri bozulmakta, bu da psikolojik ve fizyolojik sağlıklarında olumsuz etki yapmaktadır. Bu nedenle müzik sanatçıları günlük yaşama uyum sağlamakta güçlük çekerler.

Müzik çalışanlarının çoğunluğunun çalışma süresi içerisinde ve devamında alkol kullanma alışkanlığı vardır. Alkollün insan organizmasındaki olumsuz etkileri nedeniyle, alkollü yatmak uyku kalitesini düşürmekte ve yeterli düzeyde uyuma ve dinlenme mümkün olamamaktadır. Bu da yaşam disiplinini bozmakta, sorunların sürekli ertelenmesi ve giderek yaşamdan kopmaya neden olmaktadır. Müzisyenlerin yaşam tarzları da yaptıkları müzik türüne göre de farklılık gösterebilir. Bununla birlikte genel olarak yerleşik kalıplara uyulmaz. İçinde bulunulan renkli dünyanın da etkisiyle yarını düşünmeyen hatta boş vermiş bir yaşam sürdürülür. Özetle çalışma ve yaşam şekli ve buna bağlı olarak oluşan kişilik yapısı, müzik sanatçılarını böyle bir yaşam tarzına sürüklemektedir.

Müzik sanatçılarının büyük bir çoğunluğu tam profesyonel olarak adlandırılan ve geçimlerini sadece müzik faaliyetinden sağlayanlardan oluşur. Bununla birlikte, yarı profesyonel olarak adlandırılan öğrencilik süresince harçlığını çıkarmak ya da ailesine destek olmak amacıyla geçici olarak müzik faaliyetinde bulunanların sayısı azımsanamaz. Yine sadece müzik yapma zevkini gidermek için hobi (amatör) olarak müzisyenlik yapanlar da mevcuttur. Müzik türlerinin farklılığı: Müzik sanatçılarının çoğunluğu toplumda saz, ince saz, orkestra/caz gibi adlarla tanımlanan grup çalışması yaparlar. Bu durum gruplaşma yarattığı gibi, bu gruplaşma, müzisyenler arasında mesleki ve sanatsal rekabet oluşmasına neden olmaktadır.

Aslında bu rekabet tüm güzel sanat dalları için de söz konusu edilebilir. Rekabetin sanatın doğasında bulunduğu ve bunun sanatın gelişmesine katkı sağladığı söylenebilir. Müzisyenler, çoğunlukla kendi icra ettikleri müzik türünü önemserler ve diğer müzik türlerini önemli bulmazlar. Yine kendi mesleki yetenek ve becerilerini beğenirler. Bu beğeni bazen fanatizme dönüşür. Yorum ve performansları konusunda yapılacak en ufak eleştiriye tepki verirler. Bu bir anlamda müzisyen kompleksi olarak da tanımlanabilir.

Müzisyenler arasında alaylı mektepli ayrımı yapılır. Müzik okulunu bitirenler ve mesleki becerileri gelişmiş olanlarla, kendi kendini yetiştiren piyasa müzisyenleri arasında ilk gruptakiler lehine bir hiyerarşi oluşur. Yetenek ve beceri farklılıkları müzisyenler arasında küçümseme ve kıskançlık duymaya da neden olabilmektedir. Müzik sanatçılarının eğitim düzeyleri farklılık göstermektedir. Çok fazla sayıda okuma yazma bilmeyen olduğu gibi, sayıları az da olsa birden fazla üniversite bitirenler de görülebilir.

Eğitim düzeylerindeki bu farklılık kültürel yönden de farklılığa neden olabilmektedir. Ayrıca İcra edilen müzik türüne göre de kültürel farklılıklar söz konusu olabilmektedir.

Batı müziği alanında uğraş veren müzisyenler genellikle batı kültürleriyle uyum sağlamaya çalışırken, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında uğraş veren müzisyenlerin ise genellikle yerel kültürlerle uyum sağladığı gözlemlenmektedir. Bu durum, müzik türlerine göre, müzisyenler arasında toplumsal ayrışma yaratmakta ve adeta bir kast sistemi oluşmaktadır.

Yine müzisyenler çalışılan işyerine, çalışma süre ve saatlerine, mesleki becerilerine, kamuoyunca tanınmalarına ve benzeri etkenlere göre farklı ücretler alırlar. Hatta aynı grup içerisinde bile sayılan nedenlerle ücret eşitliği olmayabilir.

Kamuoyunca tanınma, mesleki beceri ve yüksek ücret alma durumuna göre de ayrı bir hiyerarşi oluşabilir. Yukarıda açıklamaya çalıştığım etkenler, ayrışma yaratarak, dayanışma duygusunun ve giderek birlikte davranma ve örgütlenme bilincinin gelişmesine engel olmakta, dolayısıyla sendikalaşma sürecinde olumsuz etki yaratmaktadır.

 

Mehmet ÇIRIKA

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*