Müzik Ve Notalar

 

Günümüz modern “nota” sistemini, 991-1031 yıllarında yaşayan Guida D’Arezzo’nun, vaftizci Yahya adına yazdığı methiyenin 7 mısraının-ilk heceleri oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda, majör-minör armonilerin ifadelerinde, harfler kullanılmış, ancak ilginci, müziğin ilk notası Do iken, armoni yapısında alfabenin ilk harfi A (La) için belirlenmiş, devamla B-(Si), C-(Do), D-(Re), E-(Mi), F- (Fa), G-(Sol) olarak sıralanmıştır…

Bu güne kadar ilk nota Do ile ilk harf A (La) arasındaki bu farklılığın nedeninin araştırılmamış olduğunu görmekteyiz. Burada bir diğer gerçekte, müzik toplulukları veya senfoni orkestrasında sazlar arası akort beraberliği “Do” ile değil, Obuanın “La”si kullanılarak yapılmaktadır.

Tüm bunların mantıksal cevapları olmalıdır…

Öncelikle sanatta, “yaratıcı zekâ” söz konusudur. Gerçek Sanatçı, özel bir varlık olup ve muhtemeldir ki Tanrının özenle seçip, insanlığa rehberlik görevi yüklediği yetenekteki kişilerdir. Yani bu özel genetik kod, sanatçı olarak doğar,  uygun ortamında da, bulunduğu toplumlara nur saçar…

Müziğin diğer sanatlardan farkı, geniş kitleleri etkilemesi, insan ruhuna hitap etmesidir. Müziğin pek çok hastalığı da tedavi edici bir yönü vardır.

Müzikterapi’yi tarihte pek çok ülkede, Asya-Anadolu Kültüründe ve günümüz tıbbında görmekteyiz. Farabi, İbni Sina gibi düşünürler, Türk Müziği makamlarının hastalıkları iyileştirdiğini ifade etmişlerdir. Japon Emoto müziğin su kristalleri üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel olarak göstermiştir.

Bu gerçeklere bakarak müziğin, kutsal yani Tanrısal bir titreşim ve insan-Tanrı arası özel bir frekans bağı olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı, 5 vakit ezanın farklı makamlarda icrası ile müziğin bu etkisini adeta teyit etmektedir. 1000’li yıllarda, modern notaya ilham kaynağı olan D’Arezzo’nun da bir kilise papazı olduğunu ve yazdığı Latince methiyede de bu gerçeği görmekteyiz…

Vaftizci Yahya için yazılan şiirsel yapıtın ilk kelime ve hecelerine göre:

DO: Dominus: Yaradan, Mutlak…
RERerum: Madde…
Miraculum: Mucize…
FA: Familias Planetarium: Güneş Sistemi, Gezegenler…
SOLSolis: Güneş…
LALactea Vita : Samanyolu…
: Siderae: Gökler… anlamları taşımaktadır…

Bunları alfabenin ilk harfi yani A (La)’dan başlayarak, ..B (Si), -C (Do) olarak sıraladığımızda, ilginç bir anlam dizisi ortaya çıkmaktadır…

Buna göre; “Samanyolu ve Gökler, Yaradan’ın Mutlak Gücü ile oluşan Madde Dünyalar ve Mucizeler olup, Güneş Sistemi, dolayısıyla Dünyamızda, bu bütünü oluşturur”

Bu, bugüne kadar, notalar ve armonik şifreler konusunda, pekte bir yerlerde rastlanmamış yeni bir görüş ve bakış açısıdır…

Günümüz bir bilim ve teknoloji çağıdır. Biat bilinci yerini giderek akla- bilimsel bulgulara terk etmektedir. Bu sebeple bu yeni faraziyeye karşı, önce şüpheci, sorgulayıcı olup, tedbirle yaklaşmak yerinde olacaktır…

Tüm bunları hoş tesadüflere bağlayabilir veya bir papazın, ezanın, Emoto Su deneyinin ışığında Müzik Tanrısal bir frekanstır diye de düşünebiliriz…

Bugünün zekâ ve bilimi ile ispatlayamasak dahi; “Yaratıcı ile Yaratılmış Tüm Âlemin bir Bütün olduğu” ifadesi, bu bulgulara göre akılcı gelmektedir…

Burada göz ardı edilemez bir diğer gerçekte, Do ile başlayan nota sisteminin diğer Do’ya kadar “7 notadan” oluşmasıdır. 7 sayısı Kâinatın sihirli rakamı olup, Atomik Bütünü simgeler ve pek çok konu da karşımıza çıkar. (Haftanın 7 Günü, Gökkuşağının 7 Rengi, 7 Kıta, Kutsal Kentlerin 7 Tepeli oluşu, 7 Evrede Yaratılan Kâinat vs gibi…)

Batı armonisinde, 7 “tam notaya” ek, 5’de “diyez ve bemol” bulunur. 7’nin 5’le toplamı 12’yi verir ki müzik eserleri bu dizelerin farklı kombinasyonları ile yaratılmış ve yaratılmaktadır…

Eğer insan, Tanrının Dünyadaki silüeti ise ve Tanrı-İnsan “Bir ve Bütünü oluşturuyor ise, kutsal müzik notalarının 12’sine Tanrı’nın 1’i eklenince rakam 13’e ulaşır. Dünyada pek çok toplum için 13 rakamı uğursuzluk olarak sayılsa da, esasında 13’ün sırrı tamda bu yoğun enerji düğümünde yatmaktadır…

Özetle 13 rakamı; “Yaratan ile Yaratılmışın Beraberliğini” yani “Allahın Bütünlüğünü” ifade ettiğinden, yüksek frekans içerir her bilinç bunu taşıyamaz.

Bunlara ek, insanlığa ulaştırılan son kozmik kaynaklı “Bilgi Kitabında”, Kâinat bir enerji hiyerarşisi ve tüm bu teknolojik düzeni bir arada tutan enerji bağlarının da “Helezoni Vibrasyonlar” olduğu ve bunların La frekansı taşıdıkları ifade olunmaktadır. Böylece A ile simgelen, 440 Hz diapozon titreşiminde ki La notası, Kâinatlar Düzenini bir arada tutan Tanrısal La Frekansı ile aynı titreşimi taşıdığı görülmektedir.

Her müzik icrası öncesi, dünyasal orkestra saz ve ses titreşimleri La’ya akort edilerek, Kâinatın La Frekansı titreşimleriyle eşdeğer konuma ulaştırılmaktadır. Ancak benzer ve aynı titreşimler, biri birileri ile rezonansa girebilir, beraber olabilirler.

Böylece alfabenin ilk harfi A (ve müziğin La ile akort edilmesi) konusu, Yaratan’ın tartışmasız “İlkTek-Bir” olduğuyla ilgili gibi görülmektedir. Her şey, O’nunla başlamış, O’nun Bütünlüğü içinde mükemmele ulaşmaktadır.

Bilim, iletişim, tekâmül yazı ile başlamış ve bugünlere gelinmiştir.

İşte değerli kardeşlerim, tüm bu sebeplerle, müzik Tanrısal bir Titreşim olup, onun dünyadaki icracıları olan siz hakiki sanatçılar da, bulunduğunuz ve yaşadığınız toplumlar için “Rehber Varlıklar” ve çevrenizi “Aydınlatmakla” görevlisiniz… Bu görevde; umutsuzluk, emeklilik ve yorulma olamaz!…

 

 

(Modern Folk Üçlüsü) Diş Protez Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Kurtaran

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*