Müzik, Zamanın Üstünde Bir Boyut…

 

Müzikte eski diye bir şey yok!… Eski bir şarkı yok!… Eski bir şarkıcı yok!…Güzel ve kaliteli eserler için zaman duruyor çünkü…

Zamanın en çok bu özelliğini seviyorum işte…O kadar da acımasız değil zaman.
Nasıl mı?

3 boyutlu yaşadığımız bu dünya düzleminde , SANAT denilen boyut , bizi aşıyor… Oradan gelen güzel ruhlar ve eserleri , dünyaya nefes verip cesur yürekler yaratıyor… Savaş ise evet bir savaş bu. Ama en tatlı savaş.

Düşünün bir kere… Sanat denen ” ruh tamir edici şifa kaynağı ” olmasaydı, güneşi, doğayı, aşkı, umudu ve seni sen yapan duyguları nasıl tasvir edebilecektin?

Müzik denilen duraklarda kendini dinlendirip, ayaklarını yere daha sağlam bastığın hiç mi olmadı kardeşim?

Yaşam zor. Adeta dikenli yollarda çıplak ayakla sek sek oynamak gibi. Ama dudağında bir ıslıkla kaç kez yürüdüğünü hatta koştuğunu bir hatırla o yollarda… Müzik; sanat denilen o evren ışığının melodi pilleridir…Tükenmiş ve tökezlemiş insanın umut ilacı. Bu bir meydan okuma değilse nedir?

Evren sana ak ve karayı sunduysa, al sana “panzehirin” dostum.

Müzik de işte o iyileştiren ellerin eseri. Üç öğün, sabah akşam gibi bir kaidesi kuralı yok bu ilacın. Zaten senin ruh düzleminde 24 saat çalan şarkılar var…Sen farketmesen de…

Dünyevi ilaçlarının bir son kullanma tarihi var…Oysa müzik denilen gıdanın ve ilacın ne bir son kullanma tarihi var, ne de bir geçerlilik süresi…Bir zamansızlık perdesi ile naif bir şekilde sarılmış bir şekilde insanlığı mest ediyor. Sanatçı o yüzden eskimez…Eser eski değildir…Eski bir şarkıcı diyemezsin…Dedirtmez. Dilin varmaz… Güzel olan şeyler, zamandan muaftır… Zamanın müziğe yaptığı en büyük iyilik, bu “YILLAR ALMAZ ÜSTE VERİR” durumudur. Var mı böyle güzel bir şey bu dünyada?…

Nesiller gelip geçiyor. Kaç hayat öyküsü yaşandı bitti…Kaç piyeste zamansız perde kapandı…Sayısını bilen var mı?
Dünya, Sanat denilen gücün etrafında dönüyor o halde…Yer çekimi dediğin şey varsa beden için, ruhu çeken bir şeyler de olmalı bu gezegende…Bir melodinin, güce güç katan gizli bir el olduğunu düşünürüm. Kasvetli bir havada IŞIKLI ve PIRIL PIRIL şarkılar, yeri gelir anında havanı değiştirir. Sanatın her dalı, en vefalı dosttur…İnsanın insandan çaldığı umutları aynen yerine koymasını bilir onlar… Doğanın belki de dili, sanattır… Doğa, sanat diliyle bize özümüzü anlatıyor… Nasıl olur da bu dil eskiyebilir ki?

Zaman biz faniler içindir… Sanat ise bir ruh akademisi… Oradan mezun olamıyorsun…Yaşam boyu öğrendiğin, tazelendiğin, güç kazandığın ve umut dolduğun bir yol gösterici okul…

Müzik ister 50’ler, ister 60’lar ve ister 70’lerden olsun, fark etmez… Onlar sadece yıllar mı? Yıl, senin koyduğun ve anlam yüklediğin bir 3 boyut kavramı…Dinlediğinde ANILARIN canlanıyorsa, kalbin küt küt atıp, kaybettiklerin gözünün önüne geliyorsa eskimeyen… öylece taze kalabilmiş bir paralel hayatın daha var demektir…Seninle yaşayan ve gölge gibi…Ama asla karanlık değil… şefkatli bir rehber…

Tabi bu yazdıklarım insan olmayı kafasına koymuş, güzel kalpli inanlar için… Duygusallığı zayıflık olarak görmeyen sanatseverler için. İnsanı insan yapan duyguları enerjiye dönüştüren müzik değil mi?

Anlatamadıklarının tercümanı olan müzik… Dilinin ucunda olup da kitlelerin kalbine ulaşmış sözler, müzikle ulaşmıyor mu?

Bunca karanlık bir kötülüğün kol gezdiği dünyada hala umut varsa, hala duyguları olan insanlar sayesinde oluyor. O insanlar da gücünü sanat ve doğadan alıyor…Yani dünyanın gerçek sahibi aslında doğa ve onun dili olan sanat… Gördüğünün ötesinde bir üst boyut sakinleridir sanat elçileri…İlham perisi dediğini sakın hayal ürünü sanma …o AÇIK bir pencere bulur …girer içeri..
Besteciler; nasıl beste yapıyorlar sanıyorsun ki? Ya da sen neden yapamıyorsun? Durduk yere gelen o melodiler ,Tanrı’nın hediyesi….İnsanlığa bir soluk onlar.…Hala dinliyorsan MELANKOLİ’yi …duygunun kendisi gibi gerçek olan bir nedenden dolayı bu…Duygular ,YOK OLMAYAN bir frekansta öylece asılı kalır fezada….Şarkılar da öyle…O kadar da yakındır sana çağırır dinlersin….

Bir şarkıyı yaratan söz yazarlarını , bestecileri, aranjör ve müzisyenleri düşündükçe , her bir şarkının bir gezegen olduğunu ve ortaya SANAT denilen kainatı yaratan evrenler çıktığını görürsün…Bu koca kainatı ZAMAN denilen insan icadı şey mi yıkacak? Güldürmeyin.

TIMELESS yani ZAMANSIZ diye bir kavram var…

Bu yüzden dünyayı sadece gördüklerinden ve dokunduklarından ibaret sananlar bana SIĞ görünür…Sonsuz sanatsal dokunuşlar, vücut buluyor. Onları dinliyorsun, okuyorsun, izliyorsun…Ruhun iyileşiyor…Sen tazeleniyorsun…Bunu yapan bir şarkı ise…buna eski bir şarkı nasıl dersin…? “Zamanların ötesinden “de!…
“Zamana hükmeden” de!…
“Her zaman dinlenir bu ” de!….

Eğer bunu yapmazsan, içinde yaşattığın çocuk , ilk kızan olur sana…
“Nasıl eski dersin bu şarkıya? Seninle ikimizin ne çok anısı var bu şarkıda” …demez mi o çocuk…?

Valla eline alır sapanı…çocuk arkada sen önde, delice bir kovalamaca başlar…Benden söylemesi…))))

 

Gökhan Küçükarslan

POPSAV ARŞİV DANIŞMANI

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*