Sanatçı Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Var.

Böyle bir ağırlık var.

Dayanılması güç bir ağırlık, eğer taşımaya hazır değilsek.

Ama biz hazır olsak da olmasak da o var.

Ne o ağırlık?

Sanata yeni bulaşan kişiler bunu ilk anda algılamayabiliyor.

Çünkü onları müziğe, şiire, resme, grafiğe iteleyen güdü, sadece güzel bir şey üretmek.

Daha önce üretilmemiş, ya da bu kadar güzeli üretilmemiş bir şey…

Ve onu üretmek için uğraşırken genellikle yalnızdır kişi.

Bu nedenle de ürettiği şeyin sadece kendi ürünü olduğunu düşünür.

Öyle mi, bu sürecin tek öznesi o mu, sadece kendisi mi?

Goya neleri resmetti? O sahneleri kendi hayalinde mi uydurdu?

Picasso Guernica’yı çizdi kendi üslubunca. Guernica gerçekten olmasa neyi çizecekti?

Çaykovski, 1812 üvertürünü durduk yerde mi besteledi?

Sanatçı, tabii ki yaşadığı toplumdan etkilenerek üretiyor, ondan bağımsız değil.

Bu, onun toplumun dayattıklarına körü körüne tabi olmasını gerektirmiyor, çoğu kez tam tersi.

Ama ister o doğrultuda olsun, ister tam tersine; sonuçta yaşadığımız zamanda, yaşadığımız toplumda varız, orada nefes alıyoruz; farkında olsak da, olmasak da o koşullar altında üretiyoruz sanat eserlerimizi…

Alpay hakkında soruşturma açılmış, belki dava da açılır.

Neden? 50. Yıl konserinde söylediği bir şarkı yüzünden.

Şarkıda Deniz Gezmiş’leri ve Gezi eyleminde öldürülenleri anıyor, onları Devlet’in katlettiğini söylüyor.

Buyrun bakalım, ne dersiniz?

Bunları söylemek onun -ya da herhangi birimizin– ifade özgürlüğü mü, yoksa bunları söylemek vatan hainliği mi?

Alpay’ı tabii ki yalnız bırakmayacağız.

Onun söylediklerini tekrarlayarak kendimizi savcıya ihbar etmeye var mısınız?

Şanar Yurdatapan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*