Teknolojik Evren

Çağımızın en yaygın teknolojik buluşu, bilgisayarlar ile cep telefonlarıdır. Bu aletler anında ve etkin biçimde bizleri dünyaya ve bilgilere bağlar. Bundaki teknik, uzaydaki uydular aracılığıyla olur. Bağlı olduğumuz telefon merkezine bilgiler iletilir, merkezden de bizlere yeni bilgiler aynı yolla ulaştırılır. Konu, bilgi veya elektronik sinyallerin kanallarla ve uydular aracılığıyla ana kaynağa yansıması ile ilgili teknolojik bir olaydır.

Tanrı-İnsan iletişimine de bu yönden baktığımızda, benzer bir teknoloji ile olması akılcıdır. İnsanlığın 25-30 yıl önce bulduğunu, Kâinatı, Dünya’yı, İnsanı Yaratanın daha işin başında bunu kurmuş olması kaçınılmazdır.

Konuya böyle bakınca da, bir merkez ve buna bağlı aboneler gibi (inanın veya inanmayın) bu bağlamda, bir “Yaratan ve Yöneten Hiyerarşi” (Sistem-Tanrı-Allah-Bütünlük-O neye inanıyorsanız) ve birde “Yaratılmış Düzen” bizler yani Evren-Güneş Sistemi-İnsan-bitkiler-hayvanlar vs. vardır.

Bu Sistem de, teknoloji kurallarına göre çalışmakta olan bir veri ve enerji iletişim hiyerarşisidir. Gerçek böyle olunca, merkezle-uydular yani Tanrı ile insan arasında da yansıma uyduları “muhtemelen Tanrısal UFO’lar” ile bir de iletişim bağı olması gerekir ki buna da “Gümüş Kordon” adı verilmektedir. 

Tanrı-varlık iletişiminin beyinde ki Epifiz Bezi ve buradaki DMT (di-methyl-tryptamin) ile olması ihtimali yüksektir. Çünkü bilimsel analizlerde bu hormonun; doğumda-ölümde ve gece yarısı artışlar gösterdiği saptanmaktadır. Yani doğum sırasında ve göbek bağı kesilince, Sisteme (Tanrı’ya, Merkezi Santrala) bağlanılmakta, ölümde de beden dünyada kalıp mezara girince de tüm yaşam bilgileri (Öz) ait olduğu yere geri dönmektedir. Böylece tüm edinimler ile ilgili kayıtlar da Merkezi Kozmik Bilgisayarda arşive alınmış olur. Sonuçta var oluştan-günümüze, olumlu-olumsuz tüm bilgi ve davranışlarımız, kendimize ait dosyada arşivlenmiş olacaktır. Böylece “Allah her şeyi bilir” veya Kuranda ki tanımı ile “Sizlere Şah Damarınızdan Daha Yakınız” tanımı ortaya çıkar. …

Kâinat bir enerji düzenidir. Yaratılışın amacı da “enerjinin evrimi” yani evrim, daha kapsamlı düşünülürse “tekâmül ve mükemmele ulaşma” üzerine kurulmuştur. Özetle hedef “kâmil insan” olabilmektir. Bir yaşamın da bunun için yetmeyeceği gerçeğinden hareketle, aynı telefon veya bilgisayarlarımızda ki bilgiler gibi, hafıza kartının kapasite artışına (içimizde ki Öz) ile model yenilemeye ihtiyaç olacaktır. Yani, bedenlerimiz bizlere geçici verilmiş ve özün evrimi için gerekli elbiselerdir. Bunlarında eskiyip bozulmaları söz konusudur…

Öte yanda bu yapı içinde her gün, her saniye düşünce ve yaptıklarımız beyinde kayda alınırken, tüm davranış ve bilgiler de bir iletişim kanalı vasıtası ile (Gümüş Kordon) Ana Kozmik Bilgisayara iletilmektedir. Böylece, var oluştan-günümüze tüm kayıtlarımız Sistemde (Ana Varoluş Boyutunda) arşivlerde saklanır.

Beyin katmanlarımızda tüm yaşamla ilgili bilgiler mevcuttur. Beyin dokusunun hassas organ olması bundandır. Varlığın tekâmülü için bilgilerin muhafazası önemlidir. Sistemde kopyaları olmasına rağmen, bilgilerin yeni bedene (aynı yeni cep telefonu mantığı ile) aktarılması söz konusudur.

Ancak beynin (bilgisayarın-hafıza kartının) kapasitesi sınırlıdır. Bilgilerin yani günlük edinimlerin kopyalanması (back-up’ları) gereklidir. Böylece gece yarısında bu bilgiler ana kayıt sistemine (I-Cloud tekniğinde ki gibi) aktarılır. DMT’nin geceleri daha yüksek değerlere ulaşması gerekçesi de bu olabilir.

Ölüm ve doğum bu teknoloji ile ilgili bir devamlılık ve değişmez bir Doğa Kanunudur. Yani enerji kaybolmaz (Lavaizier Kanunu). Özetle yaşam aynen bu anlayışa uygun kurulmuştur. Modeli eskimiş, kullanımı zorlaşan telefon (beden) böylece mezara girer. Bu arada varlığın edinimleri yani içsel bilgiler (Öz-hafıza kartı) ise Sisteme geri döner. Ölümlerin ardından “ruhunu teslim etti” tanımı bu teknolojik konuyu anlatmaktadır. İşte bilginin (enerjinin) bu devamlılığına, (kabul edin veya etmeyin), “reenkarnasyon” adı verilir.

Böylece yeni bir yaşam; eski kayıtların yeni bedene aktarılması ile oluşur. Sistemde kayda alınmış bu bilgiler (Can Tohumu adı veriler), anne-babamızdan gelen genetik kodlarla oluşan 3’lü birleşim, ana rahmine düşen yeni genetik yapıdır. Yani Külli İrade (Tanrısal Bütünlük), her birimizde Cüz-i İrade olarak devam eder. Böylece her birimiz Tanrıya bağlı ve ondan bir parça olarak yaşam programlarımıza adım atarız. Bu Tanrısal bir yapının-enerjinin, Dünyada ki devamıdır ki “Ruhun Ölümsüzlüğü” konusu da buradan gelmektedir.

Uzak Şark Felsefesinde ki “karma” olayı da esasında budur. Bugün ki yaşamında iyi ve olumlu, yardımsever bir kişi dahi, dünlerde ve kayıtlarında ki eski olumsuzlukları arındırıp, akıl-mantık-şuur çerçevesinde bunları çözümleyip, olumlu davranışlar sergilemek durumundadır. Yani kaderlerimiz, yaşayarak ve kendimizin çözmesi gereken problemler üzerine kurulu, “olumlu ve olumsuzluklardan” oluşan bir programdır.

Böylece aynı anne-babadan, ikiz dahi olsa, farklı kimlik ve karakterlerde çocukların olması, evrim geçmişlerinin farklılığı ile ilgilidir. Sistemden gelen ve daha önce değişik evrim kademelerine ulaşmış genetik bilgiler, dünyasal genler ile buluşur, 9 ay 10 gün sonra da yaşama, dünlerimizi hatırlamadan başlarız.

Böylece dünlerimiz, bugünlerimizi, hatta yarınlarımızı oluşturur. Yani “kaderimiz elimize verilmiş” olup, sorumlusu da kendimiziz.

Yaptıklarımız, tercihlerimiz kimliğimizi oluşturur. Ancak inançlarınız doğrultusunda Allah’a-Tanrı’ya dua edebilirsiniz, bir sakıncası yoktur, hatta iyide olur… Tanrı, evrimlerimizi tercihlerimize bırakır, kaderimize yön veren değildir. O’ndan destek, sevgi görürüz, çünkü yol gösteren, koruyan O’dur…

Özetle Sistemin işleyişi “teknolojik esaslara” dayalı olmasına rağmen, konunun ardında duygu, inanç, düşünce de unutulmamalıdır. İnsan bir makine değildir. Aklı, mantığı, duyguları olan ve evrim yolunda ilerleyen Tanrısal bir varlıktır. Bu nedenle de tüm bu özellikleri bünyesinde toplamış, Tanrıdan bir parça, O’nun Dünyadaki silueti, gözü, kulağı, dili, duygusu ve aklıdır.

İnanmayanlar içinse zorlamaya gerek yok!.. Yukarıda anlatmaya çalıştık, olaya bir santral ve buna bağlı aboneler olarak bakabilirler. Böylece, telefonun modeli geliştikçe, aboneler arası görüşme ve Sistemde ki programları indirebilir, daha fazla teknolojiye dalabilirler. Yani bunda da Tekâmülün sonu yoktur…

Dinlerde önce “şekil ibadeti” ile ilk adımlar atılır. Alfabeyi öğrenmeden, okuyup yazamazsınız. Din bir son değil, başlangıçtır. Sonrasında “öz” ve “bilinç ibadetleri” devreye girer. Dinlerin ardında felsefi yönü yatar. Tasavvufta; Yaratıcıya, Tanrıya ulaşma da budur. Bu yükselişte Enel-Hak ve sonrasında Vahdet-i Vücut tanımı ile enerjinin “bedenli evrimi” sonuna ulaşılır. Bu, anlayış Tanrı ile “Bir ve Bütün olma” halidir. Buna Uzak Şark’ta “Nirvana ve Sida Bilincine” ulaşma, Musevilikte “Adam-Kamon” denilir. Halk dilinde bu kişilere “Ermiş” veya “Peygamber” sıfatları veririz.

Yani bizler Tanrının “Külli İrade” kuralları (yani değişmez doğa yasaları) ve O’ndan bir cüz-parça olarak Cüz-i İrade (içimizde ki biz) ile doğarken, kendi tercihlerimizle oluşturduğumuz “Ferdi (Şahsi) İrademizle” yaşamda yol alırız. Yani her varlık veya daha doğru tanımı ile her enerji, mikrodan-makroya evrim kuralları içinde metamorfoza uğrayarak belli bir kimliğe ve bilince ulaşır.

Böylece aynı enerji (aynı hafıza kartı bilgileri, aynı Öz), farklı bedenlerde ve zaman içinde gelişerek (ilerleyen teknoloji ile yeni telefonlarda) bilinçlenerek daha yüksek boyutlara ulaşır. Özetle; Tanrı, Öte Âlem, doğum-ölüm, yeniden bedenlenme (reenkarnasyon) gibi bilinmezler, teknolojik bir düzenin ifadesidir.

Konunun böyle değerlendirilmesi, hem kendimizle ve hem de halen çevremiz ve yaşadığımız kaos ve kargaşalara da mantıksal cevaplar bulmamıza yarayacaktır. Bu aylık yerim bu kadar, gelecek ayda buradan devamla gene sizlerle beraber olmak dileğiyle…

(Modern Folk Üçlüsü) Diş Protez Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Kurtaran

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*