Yıldızların Gerçek Sahipleri

 

Öyle özlüyoruz ki o eski zamanların güler yüzlü simalarını ve ilişkileri… Zarafet ve nezaket, bir yerlere saklanmış olmalı… Çünkü öyle bir yere gizlemiş ki kendini, ara ki bulasın. Bunca sığlık, cehalet ve sevgisizlik kol gezerken, zaten güzellik ve saflık yaşayamazdı aramızda…

Kötümserlik değil bu. Sadece bir durum tespiti. Sanatta ebediyen yaşayan zarif ve içten duygular, gerçek dünyada soluyor, küsüyor ve saklanıyorsa köse bucak insanoğlundan, var bir bildiği… Eskimeyen o saf duygu çağının yaşadığı tek evren, sanat. Onu yaşatan tek şey de savaşçı sanatçılar… Sanatçı, sadece sanat var eden bir insan değil, sen kahveni içerken, kan ter içinde savaşan bir can aynı zamanda…
Tabi ki gerçek sanatçıdan, fedakarlığı yol edinmiş güzel insanlardan bahsediyorum.

Günümüzde, dünyanın hala var olması da ancak, iyi insanların ve sanatçıların var olması ile mümkün…Aksini düşünemiyorum bile…

Arşivciliğin en güzel tarafı da bu. Mücadele dolu yılların sayfa sayfa belgelerini saklar arşiv… Dokunduğun plaklar ve dergiler, geçmişin tanıkları. O yılların acı tatlı günlerini yaşamış sesli sessiz tanıkları.
En iyi aranjörlerin dokunduğu ve yönettiği capcanlı bir orkestra eşliğinde görünmez bir uçağa atlayıp geçmişe uçtuğunuz bir dosttur, plaklar …
Dergiler ise adeta bir gözlük… Güzelliği görmeye hasret iki çift göz için…
Köhne ve yoz dünyanın, panzehiri gibi içilmeyi bekleyen şarkılar olmasa, yeşili olmayan şehirlerde gri kalırdı insan…
Gıpgri…

O yüzden arşiv toplayan ve koleksiyon yapan insanları, zaman makinası icat etmişçesine kutlamak gerekir. Unutmak denen, o acımasız insan yeteneğini kesip atar, Arşiv…
Yaşatır, nefes verir, renk verir ve gri dünyayı yeşile boyar…Yaprak yaprak günlerin geri döner. Tıpkı, uyku mahmuru bir insanın sabah sabah güneşe maruz kalması gibi kendine gelirsin… Perdeleri açan eldir, ARŞİV…

Arşiv, paylaşmayı gerektirir… Geçmiş günlerin özlemini çeken insanlara adeta nefes olur böylece. Savaşçı sanatçıların sanat uğruna mücadelesini ortaya koyan dergi haberleri, sanki hiç zaman geçmemiş gibi, geçmişi günümüzle aynı düzlemde birleştirir… Dondurucu bir kış günü ele giydiğin eldiven ya da bunaltıcı bir yaz gününde, ev yapımı limonata gibi iyi gelir insana…
Müzik öyledir her zaman, örselenmiş ve yorgun ruhlara iyi gelir… Neşeye neşe katar ya da yoktan var eder umudu… Daha ne olsun… Umut var eden kaç şey sayabilirsin bu dünya düzleminde? Sanat, doğa, sevgi ve çocuklar… Aklıma başka bir şey gelmiyor…

Bestecileri, söz yazarlarını, aranjör ve orkestra şeflerini, tüm orkestra müzisyenlerini ve elbette iyi yorumcuları, ben hep keşfedilmemiş bir galaksinin gezegenleri olarak görürüm… Bu dünya üzerinde zamanları dolduğunda, oralara geri dönerler… Oradan da başka boyutlara ışık olurlar… Bunu yapabilecek bir de icatları ile insanlara ışık olmuş bilim insanları, öğretmenler ve hayat kurtaran doktorları sayabilirim… Ama sanat boyutu, tüm evrenin özü…

O yüzden arşivciler, elle tuttukları tüm bu geçmiş yıllardan gelen plak ve dergileri, çocuğu gibi severler… O yılların titreşimi hala yaşar plaklarda ve dergilerde…

Ne mutlu bana ki, tüm bu yazdıklarımı senelerdir deneyimledim… Küçük hesaplar peşinde değil de büyük evrenler peşinde koştum durdum… Kendim için de değil… Bir misyonun izinde, tüm sanatseverler ve mücadeleci savaşçılar için…

Bu yola çıkmamda, bana elini verip, yüreklendiren güç;
Sevgili DOĞAN ŞENER ‘e öyle bir gönül borcum var ki… Tüm yıldızlar aşağı inse, ödeyemem…

Gökyüzüne gece baktığınızda, ama şehirden ve tüm keşmekeşlikten uzak, ıssız bir yerde iken, gördüğünüz parıltılar, aslında göçüp giden sanatçılardır…Işık olmuş ve evlerine dönmüş ruhlar… Dünya gezegeni, ancak böyle anlam kazanır, hala böyle dönebilmektedir…

Hırs denen o doymak bilmez kötü enerji varsa bile, hala tek bir yaprak yeşerebiliyorsa, umut demek ki var.

Plaklar döndükçe de var olacak…

 

Gökhan Küçükarslan

POPSAV ARŞİV DANIŞMANI

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*