Yuva 2

Hiç görmediğimiz renklerle ışıl ışıl parıldayan, bir deniz kenarındaki şirin bir belde…
Burası YUVA… Burası üst boyut SANAT EVRENİ…

Eflatun, pembe, mavi, sarı, lila, turuncu ve hiç tanımlanamayan enfes güzellikte renklerle donanmış bir belde…
Daha önceki yazımda bu evrenin sakinlerinden size bahsetmiştim.
Oysaki onlara komşu olan daha pek çok güzel ruh var burada.

Her yerde çiçekler ve baş döndüren kokular…
Denizden esen tılsımlı rüzgarlar, gözleri okyanus rengi bir bestecinin sakallarına değiyor… Bir müzik dehası, bembeyaz evinde yeni bestesini yaratırken, nota kağıtları uçuşuyor, kanatlanıyor ve uçuk pembe tozlara dönüşüp orkestra şefi ERGÜDER YOLDAŞ ‘ ın saçlarına konuyor…
İlham perilerinin tatlı korosu şarkı söylerken, ERGÜDER YOLDAŞ, denize bakan balkonuna çıkıp, her yere özgürce yayılmış ” LAVORA ” çiçeğinin kokusunu içine çekip, altın yakamozlu denize bakıyor…
” Bu yeni bestem, pek çok evrene ulaşır… Daha gidecek çok yol var…” diyor…

Islık çalarak yol alan, her ıslakta helezonik şekiller yaratan, arkasında kıpkırmızı kılıfında gitarı ile masmavi bisikletine binmiş kızıl saçlı ‘ alev alev ‘ bir adam…
HARUN KOLÇAK…Bir an önce leylaklarla bezenmiş evine varmak için tatlı bir telaş içinde…Saçları rüzgara karışırken, her bir saç telinden gökyüzüne rengarenk flu gitarlar yayılıyor… Göğe karışıp, her biri bulut oluyor …

Sonsuzlukta hep gençlik var. Her zaman…
KERİM TEKİN, AJLAN BÜYÜKBURÇ ve BARIŞ AKARSU toplanmış, auralarından dev bir küre yaratmışlar… Havalanıp özgürce uçuyor bu küre…Yükseldikçe turuncumsu bir renk alıyor. Her şey şarkıya benziyor… Her şey müziğe aşık. Genç ölenler burada hep mutlu… Çok mutlular…

O küreyi gökte görerek hayran olup, beste yapan söz yazarı – besteci sevimli bir adam… TURGAY MERİH, evinin açık penceresinden gökyüzüne bakıp, pırlanta gibi parlayan nota kağıtlarına adeta su gibi akıyor…Ruhların özgürce hareket ettiği bir evrende herşey mümkün. Maddesel bedeninden bir enerjiye dönüşüp, müzikle bütünleşiyor TURGAY MERİH.
Sarı, minik minik SARGON çiçekleri bile bu kadar mutlu olmadıklarını o an anlıyorlar. Burada çiçekler hep dile geliyorlar…Her zaman…

Kırmızı, köşeleri her yöne dönebilen, havada asılı duran bir evde, yepyeni şarkılarını yaratmakta olan MEHMET PEKÜN, beyaz bir plağın sonsuzlukta dönmekte olduğu yepyeni evrenlere kapı aralıyor… O açık aralıktan katman katman ışıklar yayılıyor ve birisi doğruca SERPİL BARLAS ‘ ın evine ulaşıyor…
Açık olan pencerenin pespembe perdelerini okşayan ışık demetleri, SERPİL BARLAS ‘ın omzuna konuyor ve kulağına şunları fısıldıyor:
” Hoşgeldin güzel kadın, artık burada huzurdasın… Yeni yuvanda yalnız değilsin… Bak herkes burada… Sen şimdi biraz dinlen… Sonra sonsuz mutlulukla tanışacaksın…! “

Piposunun yakut taşları öyle güzel parlıyor ki FECRİ EBCİOĞLU ‘nun, her biri kelebek kanadı gibi göz kırpıyor… Şarkı sözlerine dönüşen parıltılar her yana dağılıyor…EBCİOĞLU ‘ nun ruhunun renkleri deniz kıyısındaki VASFİ UÇAROGLU ‘ na kadar ulaşıyor.
” Bizim FECRİ ‘ nin yakut sözleri bunlar…Nerede olsa tanırım…Öğlen sonrası ona uğrayayım da, birlikte terastaki mor meyvelerden birer bardak şurup içelim…” diyor…
Demesiyle düşünce gücü olguya dönüşüp, o
anı var ediyor. Güzel istek ve dilekler, bir sanatçının var ettiği evrendir aslında..
Sanatçı, dünyada doğarken bile bu evrenden ışığını yanında götürür…

Öyle güzel bir orkestra konser veriyor ki uçuk mavi bir denizin kenarında, deniz bile pür dikkat dinliyor … Yaz gecesinin esintili rüzgarı ve limon çiçeği kokusu birbirine karışmış, herkes müziği ruhunu vererek dinliyor…
SÜHEYL DENİZCİ, ÖZER SÜALP, LEVENT ALTINDAĞ, İSMAİL SOYBERK, GÜRAY AKTALAY, TAYLAN KÖK, SÜKAN TANGÜNER, İRFAN SÜMER, OĞUZ DURUKAN, DOĞAN ÇAKIROĞLU ve ASIM EKREN müziği kutsuyorlar..
Orkestra, dev bir daire üzerinde havada asılı duruyor … Öylesine güzel ki müzisyenlerin aurası, notalarla aynı frekansta bir enerji bu…
Tıpkı, gecenin gündüz ile buluştuğu o pembemsi çizgide pek çok ölümsüz müzisyen ruhunun özgürce dans ettiği anda ortaya çıkan enerji gibi…
UZAY HEPARI ‘nın balkonunda bestelediği yeni şarkısı da bu enerjiden nasibini alıyor…
Hep genç kalanlara, SANAT EVRENİ ‘ nin bir hediyesi bu…Onlar sonsuzluğun sakinleri …
Onları andığımız her an, o evrende tarifi mümkün olmayan güzellikler var oluyor…
Kelimeler değil, ruhun frekansı konuşuyor orada…
Özlemler ve hasretler bir gün bittiğinde, hep birlikte orada olabilme düşüncesinin verdiği huzur bile biz dünyalılara yetiyor…

Bir plak dinleyin ve o evrende neler olabileceğini gözünüzü kapatıp hayal edin…

O aslında bir hayal değil, gerçek…

Gökhan Küçükarslan

POPSAV ARŞİV DANIŞMANI

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*