Yuva

Bu dünyanın ötesinde bir alemde, yine güneşli ve dingin bir gün..
Güneş ısıtıyor ama asla yakmıyor …Deniz masmavi ve berrak.. Neresi burası derseniz , dünyalıların bilmediği evrensel güzellikte bir diyar diyelim…
Altın sarısı gün ışığının aydınlattığı beyaz bir ev…Açık balkon kapısından sesler yükseliyor..ŞERİF YÜZBAŞIOĞLU , piyanosunun başında yepyeni bir beste üzerinde çalışıyor .Son derece keyifli ve neşeli…Ve kilo vermiş ..O eski kilosundan eser yok. Eşi ŞENAY , uçuk mavi renkte bir elbise giymiş ..Adeta denizden esen rüzgar gibi hareket edip, eşinin yanağına bir öpücük konduruyor..
” Bu beste , dünyada iken yarım bıraktığın beste değil mi Şerif ? Hani benim yeni plağım için düşündüğümüz ? ”
” Evet tatlım , üzerinde biraz daha çalışmam ve orkestrasyonu yeniden bir gözden geçirmem lazım …”
” Şerif , birazdan Aydın da burada olur..O da bayılır bu yeni bestene.Ha geldi ha gelecek..” der ŞENAY..
Derken , kırmızı güllerle bezeli kapının zili çalar ve AYDIN TANSEL ‘ in neşeli sesi duyulur ..
” Hey , çifte kumrular , YÜZBAŞIOĞLU ‘lar , ben geldim..!..”
Hep birlikte evin salonunda yeni besteyi kutlarlar…

Yan evden gelen komşunun piyanosu da müjdeli müjdeli çalar o anda..
Ağzında piposu , gencecik bir SELMİ ANDAK , sabahtan beri yeni bestesini doğurmaktadır sonsuzluk diyarında…
” Ah ÖZDEMİR nerde kaldın ? Bu bestemi , kimbilir sen , o güzel sözlerin ile ne de güzel taçlandırırsın ..” diye içinden geçirirken , telepatik güç , o anda
ÖZDEMİR KAPTAN ‘ı , kendi evinden oraya ışınlar…
” Aaa SELMİ abi , yine nasıl bir şaheser yarattın..Tam ESİN ‘lik bir beste bu..”
” Evet dostum , benim aklımdan geçeni okudun…ESİN ‘e bir sinyal yollayalım da burada olsun…” diye keyiflenir SELMİ ANDAK.. Birden ESİN orada peydah olur…
” Hayda , arkadaşlar hayırdır! …Birden kendimi burada buldum ….” diyen mavi gözlü güzel kadın , ESİN AFŞAR , besteyi dinler ve …” Yahu SELMİ , sen birtanesin..Ne akıcı bir beste bu…Özdemir ‘in sözleri ile ne hoş olur…” der Esin AFŞAR ve saçlarını açık pencereden gelen ılık rüzgâra teslim eder….

Bu altın ışıltılı diyarın sakinlerinden biri de, deniz kenarında , muhteşem bir evi olan TANJU OKAN ‘dır..O gün teknesinde iki tek atarken , sahilde yürüyen iki mavi auralı arkadaşını görür…
” Bizimkiler yine sahilde yürüyüşe çıkmış …Desene yeni bir şarkı geliyor ..” diye içinden geçirirken ;
” Düşünceni okuduk TANJU…O nasıl yüksek bir ses ise , duymamak imkansız..” der ÇİĞDEM ve MELİH…
” Haklısın TANJU , sabahtan beri güneşi selamlıyoruz sahilde…Bir bilsen neler yarattık bu görkemli günde..3 tanesini senin için düşündük…” diye devam eder söze MELİH KİBAR ve ÇİĞDEM TALU…
” Eeee o zaman , haydi denize açılalım da , bana teknede söyleyin şu eserlerinizi…Eee adamı çatlamayın yahu …” der demez TANJU , teknede bir kahkaha tufanı kopar….

Teknede üçü , ” Yeni parçaları kim düzenlesin , kim aranje etsin..Aman bizim Esin etsin…” diye telepatik güçleri çağırdığında ; ESİN ENGİN ‘ in eşi ile mutlu yaşadığı çiçek şeklindeki evinde bir ses duyulur…Telepatik yansıma ESİN ENGİN ‘in kulağına tatlı tatlı gelmiştir bile…
” Bak gördün mü , bizim TANJU , MELİH ve ÇİĞDEM beni andı teknede ..Gör bak yeni parçaları benim düzenlememi isteyecekler…” der ESİN ENGİN , eşine…

Bütün bunlar aynı anda olurken , mor çiçekli melodi ormanının tam ortasındaki turkuaz renkli gölün kıyısında, camdan bir evde yaşayan dalgalı saçlı ve yakışıklı bir müzisyen bestecinin de içi kıpır kıpırdır..
Atilla , o anda heyecandan neredeyse yerinde duramamakta, o evreni bir baştan bir başa koşabileceğini bile düşünmektedir..
Evrenlerarası Şarkı Yarışması için harika bir beste yapmış , orkestrasyonunu bile hayal etmiştir…
ATİLLA ÖZDEMİROĞLU , ” Oktay ‘ı ışınlasam da gelse buraya…” demeye kalmadan , Oktay orada olur…
” Eeee abi ne acelen vardı …Tam da evde söz yazıyordum…Birden sen çağırdın …” der YURDATAPAN OKTAY….
” Tuğrulcum hadi ne olur şu bestemi bir dinle …Söz yazmalıyız buna…Parçayı evrensel müzik komitesine teslim etmem gerek…” der ATİLLA ÖZDEMİROĞLU..
” Aman abi hala mı bana Tuğrul diyorsun..O dünyada kalan ismim …Sen hala ŞAT günlerini anıyorsun..Burada beni OKTAY diye biliyorlar , biliyorsun bunu…”
Bir gülüşmedir yükselir semaya ve ormana…

Jazz Festivali ‘nin yapıldığı ” Yeşil Vadi ” de de bir telaş vardır ki sormayın…
EROL PEKCAN , tüm orkestrayı toplamış , yakışıklı ve smokinli müzisyenlerine şans dilemektedir…
” Kudret yahu , bizim Ayten nerede kaldı ? ” diye sorar …
KUDRET ÖZTOPRAK da , ” Giyeceği beyaz tuvaleti prova ediyor abi..Sen onun nasıl titiz olduğunu bilmez misin ? ” der…
Onlar kahkaha atarken , AYTEN ALPMAN ikisinin de kulağına asılır…
” Sizi gidi yaramazlar sizi…Ben yokken beni çekiştirirsiniz ha ! ”
” Ya Ayten valla sen titizsin ya biraz…Ondan ..E hadi ama millet bizi bekliyor ..Sahne zamanı ..” diye konuşurken EROL PEKCAN , bir alkış kopar ki orada…Sormayın gitsin..

JAZZ Festivali ‘nin diğer yıldızı NÜKHET RUACAN da gökkuşağı sahnesinde söylediği jazz klasikleri ile herkesi büyüler..Yıldız kümesi bile bu kadar ışıldamamıştır belki de…

Anadolu POP diyarında da hummalı bir koşuşturma vardır o anda…
Evrensel Fuar ‘da sahne alacak olan sanatçı ve toplulukları son hazırlıklarını yapmışlardır…
CEM KARACA ve BARIŞ MANÇO , orada da topluluk kurmuşlar ve tüm evrenin gözdesi olmuşlardır..BAHADIR AKKUZU , MİTHAT DANIŞAN , OHANNES KEMER , ENGİN YÖRÜKOĞLU ve OKTAY ALDOĞAN ‘dan kurulu olan KURTALAN EKSPRES yine bir hayli iddialıdır orada…
BARIŞ MANÇO ve KURTALAN EKSPRES , deniz üzerinde havada duran bir platformda, gökyüzünü rengarenk boyayan bir ışık düzeneğinde sahne alırken ; CEM KARACA da orada yepyeni bir topluluk kurmuştur…
” CEM ve GALAKTİK YOLCULAR “…
Annesi TOTO ve babası MEHMET ile aynı yaştadırlar…Annesi , oğluna sahne öncesi bir şans öpücüğü kondurur…
” Cem oğlum, sen evreni aydınlatırsın..Yine yap bunu !…”

Gitar şeklinde , mis kokulu ahşap ve tek katlı bir evin verandasında gitarını çalan genç bir adam da yeni bir plağın çalışmalarını yapmaktadır…
FİKRET adındaki bu yakışıklı genç , dünyada sevildiğinden daha çok sevilmektedir yaşadığı diyarda..Bulutlara istediği zaman dokunup , istediği zaman da üzerinde uçabilmektedir..
FİKRET KIZILOK ‘un ” zaman zaman ” sesi tüm diyarda duyulur…Sesi ıhlamur kokusu gibi yayılır ve iyileştirir evreni..
” Yeter ki ” , duymasını bilsin oradakiler…
Ki dünya insanları gibi vefasız degillerdir oradaki dinleyiciler…Hepsi bilir …Hepsi…

Gündüz evinin bahçesindeki çardakta semaverde çay içen tatlı ESMERAY da , eşi ŞEMİ DİRİKER ile ERTAN ANAPA ve KEREM YILMAZER ‘i ağırlamaktadır..Offf mis gibi kekler , çörekler afiyetle yenirken yeni kuracakları topluluğa isim koyarlar…
” GRUP ÜÇLÜ…” Besteleri ŞEMİ yapacaktır…
” Savulun , ERTAN & KEREM & ESMERAY geliyor…” diye gür bir ses çıkar ERTAN ANAPA ‘dan…
Kahkahaları rüzgara karışır…Rüzgar , deniz kıyısında bir kameriyede oturup yeni şarkılarını banttan dinleyen üç güzel sarışın kadının saçlarına değer…

Her birinden bir çiçek kokusu yayılır…
IŞIL GERMAN , AYLİN URGAL ve FATOŞ BALKIR , yeni şarkılarını yakında sevenlerine ilk kez bir müzik programında söyleyeceklerdir…Oradaki televizyonlar , havada süzülen devasa bir ekrandır…Dilediğin kadar büyür …İstersen yıldızlara ulaşır …
FATOŞ , AYLİN ve IŞIL sözleşirler ve öpüşüp vedalaşırlar …Her biri ayrı renkte ışık olup evlerine giderler…Orada sadece manolya kokusu kalır üç güzelden ..

Şen bir kahkaha çakıl taşlarını bile mutlu eder sahilde…Bir kadın ki öylesine mutlu….
AYSEL ‘dir o…Girmiş ONNO ‘nun koluna denize baka baka komik birşeyler anlatmaktadır… Topuz yaptığı saçları özgürce açılır rüzgarda.Her teli bir şarkı sözü olur…Bir ışık demetine dönüşür başında AYSEL ‘in…
” Yine yaptın yapacağını değil mi AYSEL ? Sen dünyada iken de normal değildin..” der ONNO TUNÇ…
AYSEL de ” Beni ne zaman normal gördün ki ha ONNO ? ” der demez , ONNO içten bir kahkaha atar…Gözlüğü yere düşer , eğilip alırken , bir de bakar ki bizim AYSEL saçlarından bir renk alemi yaratmış …ONNO ‘nun piyanosu ise tam ortada bembeyaz duruyor…
” Normal olsam beni sevmezdin hem ONNO …Hadi gel de , şu sözlerime hayat ver .Bir beste yap bana…” diye rüzgara karışır AYSEL GÜREL ‘ in sözleri…

Muhteşem bir akşam üzeri , denizin esintisi , karanfil kokusuna karışıp SELÇUK BAŞAR ‘ ın gitarının tellerini titretir…Uzanmış evinin güneşe bakan çiçekli terasında , ilham beklerken bir akşam üstü..
Limonata tadında bir akşamda bir beste daha yapar ve düzenler bestesini kendi evreninde SELÇUK BAŞAR…

Gece oldu mu bu eşsiz diyarda , çiçekler bile şarkı söyler..EROL BÜYÜKBURÇ ve EMEL BÜYÜKBURÇ’un evinin bahçesindeki çiçekler de aynı onlar gibidir….Aşıktırlar ….

BERKANT , uğrar bazen BÜYÜKBURÇ ‘lara..Aman bir sohbet ki gece yarısına kadar sürer…
Tıpkı üç gözlüklü yakışıklı delikanlının neşeli sohbetleri gibi…Kimler mi onlar ? KAYAHAN , BUĞRA UĞUR ve ÇETİN ALP tabi ki…
Bizim delikanlılar müzik üzerine bir konuşmaya başladılar mı , susmak bilmezler….

Tüm bunlar , bizler dünyada onları andıkça olur…Anıldıkça yaşadıkları evren güzelleşir , güzelleşir , güzelleşir…
Mesela , FİKRET ŞENES , mutlu uyanır papatya yatağından …Daha yazacak sonsuz şarkı sözleri vardır…
Derken evinin kapısı çalar FİKRET ŞENEŞ ‘in..Gelen AYLA DİKMEN ‘dir..O an yayılan gül kokusunu hayal bile edemezsiniz…

Tam o anda , kumsalda bir delikanlı başında hasır şapkası , neşe içinde özgürce şarkı söylemektedir …KALİPSO adını verdiği kendi adasında çılgın bir parti vermektedir bu delikanlı..Her seven kalp davetlidir….
Hele ki METİN ERSOY çağırdıysa , tüm renkli ruhlar oraya bir çırpıda mutlulukla uçarlar….

Gökhan Küçükarslan

POPSAV ARŞİV DANIŞMANI

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*